Zilletin tevazu, sünepeliğin ise tevekkül etiketi ile pazarlandığı, hemen herkesin hemen herşeyden şikayetçi olduğu, ama bu şikayet furyasına rağmen kimsenin hiçbir şey yapmak için çaba göstermediği ve eskilerin “kanaat” olarak adlandırdıkları kavramın yerinde yeller estiği puslu bir çağın göğsünden süt emiyoruz hepimiz.
Eminim ki; kendi elimizle çizdiğimiz imajların içini doldurmak için ne kadar ümitsizce ve ne kadar acınası bir debelenme içinde olduğumuzun; iddialarımızın ağırlığı altında nasıl ezildiğimizin, kendi kıyılarımızdan bu kadar tedbirsizce açılmamızın sebep olduğu ‘keşke’lerimizin hepimiz farkındayız.
Gençlerimiz yeni filizlenen bir ağaç dalı gibi; nereye bükerseniz, o yöne doğru büyüyor. Dolayısıyla doğru budarsanız, güçleniyor, yanlış budarsanız da ne boy veriyor ne de ürün. Bu yüzden de şu makus tablo içinde illa ki bir suçlu aranacaksa bu kesinlikle gençlik değil.
Nerden hafızamda kalmış anımsamıyorum ama; yirmi yıldır Bodrum’u mesken tutmuş İsveçli ihtiyar bir çifte muhabir mikrofonu uzatmıştı:
İnsanlık acı ve ızdıraplarının başkaldıran sesi olarak doğmuş bir din, insanlık acı ve ızdıraplarını “kader” diyerek bastırmanın aracına haline geldi. “Zülme isyan” olarak doğmuş bir din, “ulu’l-emre itaat” adı altında zulme rızanın, harâmîye biatın telkin aracı oldu. “Haksızlığa itiraz” ın soylu sesi olan bir din, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanların yalaka yuvasına döndü. “Hiçbir ücret…
Ortada keşfedilmeyi bekleyen muazzam bir medeniyet birikimimiz, insanlığa sunacağımız muazzam şahsiyetlerimiz; dünyaya yeniden adaleti, hakkaniyeti, kardeşliği armağan edeceğimiz nefis hikâyelerimiz varken neyi bekliyoruz?
Bu tespitte bulunanların kahir ekseriyeti; aldığı eğitim, bulunduğu konum, sosyo-ekonomik durum, üzerine gölgesi düşen aile ve çevresinin zihnine kodladığı bilgiler doğrultusunda “gerçek” olan İslam’ı anlatmaya, aktarmaya çalışıyor.
Haşyet ve ümit arasında akleden kalpler bilir ki gönül sarayını inşa etmek isteyen herkese hikmet deryasından türlü nasipler vardır. Yeter ki insan, O’nunla arayıp O’ndan istesin ve nefsini araya katmasın. Ama “Hacer gönüllü” hayatların çabasını, “Abbas bilekli” yüreklerin cesaretini kendisine sermaye edinerek.
Bir çalının dahi kendisine sığınan kuşu itmesine müsaade etmeyen ilahi kodlama, bazen o kuş yuvasına varsın diye fırtınalar çıkarır da biz duvardan ötesini görmekten aciz, tek bir hareketimizin karanlığa mahkûm bıraktığı gözlerimizle olan bitenin farkına dahi varamayız.
İçinizde Çanakkale’de ikamet eden veya oraya gitmek gibi bir şansı elde eden var mı bilmiyorum! Ancak gidenler bilirler! Şehitlikteki her bir taşın üzerinde şehidin adı, baba adı, memleketi ve yaşı yazılıdır;
