Siyer kitaplarında “bir toplum için adalet mi güvenlik mi” tartışmasına nokta koyacak ve aslında “insan” denen kutsalın ne demek olduğunu çağımızın kirli ruhuna üfleyen bir olay nakledilmektedir:
Dün yüce Allah’a şükürler olsun ki; Vedd, Sanem, Hubel, Menat, Uzza, Lat ve daha nice putları yıktık. Acaba bugün; kadın, mal-mülk, ırk, şöhret, benlik ve özellikle de para putlarının kaçını yıkabildik? Namazlarda yukarıdaki 6 tane put aklımıza bile gelmiyorken, aklımızdan hiç çıkmayan alttaki 6 tane putu nasıl kıracağız?
Kur’an-ı Mübin’in Yunus suresi 25. ayette sözünü ettiği “darüsselam” yani barış ve esenlik yurdunun; diğer bir tabirle cennetin bu dünyada inşa edilmesi gibi. Zira Kur’an-ı Mübin’in özellikle “kefaret” ile ilgili ayetlerinin bile sözünü ettiğim bu inşayı işaret etmesi oldukça ilgi çekici.
Açlığı gidermek, Hz. Peygamber’in “Kunu ya İbadallahi İhvana (Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz)” mesajını iliklerimize kadar yaşamak, yoksulluğu yeryüzünden yok etmek yerine insanların ellerine Arapça Kur’an verip ağlayarak dua etmelerini istiyorsak, Kur’an-ı Kerim’deki “Adalet, infak, zekat, merhamet ve tam 292 yerde geçen hak” kelimelerini es geçiyor; Batı emperyalizminin bayrağını taşıyor; kapitalizm dinine iman ediyoruz demektir…
Yaşam denen süreci diğer tüm canlıların yaptığı gibi sadece “yeme, içme, uyku, üreme ve ölüm” sürecinden ibaret görüp dünyadan ‘öylesine’ geçenler; bence hem kendilerini yaratana, hem kendilerinin varlığına hem de insan denen en büyük kutsalın “eşref” sıfatına ihanet ediyorlar.
Yüreği, unutulmuş en büyük sünnetlerden biri olan “insanlığın derdi ile kıvranma” sancısıyla kavrulan küçük bir azınlık, çok iyi farkında biliyorum;
Aklımıza ve gönlümüze zerk edilen bir takım boş inançlardan kaynaklı kimi tabuları yıkarak cesaretle söylemeliyiz ki; Allah, “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz” derken, aynı zamanda da temiz olmayan bir aklın kitaptan herhangi bir nasibe erişemeyeceğini ısrarla bildiriyor.
Herkese imajlar, kalıplar, ezberler üzerinden baktığımız, bilgiden ziyade duygu ile hareket ettiğimiz, herkese dair fikirlerimizi sekiz on farklı karakter şablonuyla ifade ettiğimiz günümüzde, birbirimizi gerçekte göremediğimiz için; neredeyse birbirini hiç tanımayan, tanımaya imkân bulamadığı gibi buna ihtiyaç da hissetmeyen garip bir toplum haline geliyoruz yavaş yavaş.
Nefsin zaptına uğramış veya kirlenmiş akıl, hesapsız istekler için makul görünen gerekçeler uydurur; vicdan ise tüm bunları aklayıp kişinin kendisini “kandırma” uğraşını teneffüs eder. Eğitilmemiş nefis, böylelikle aklı kirli bir düşünüş üzerine işletir ve vicdanı uykuda bırakır.
Amellerin görüntülerle süslendiği, riyâ, kibir ve inkârın her tarafı kapladığı; özlerin efsunlu sözcüklerle kirletildiği, zamanın bereketsizleştiği, bilgiden çok bilginin şehvetinin arandığı bir zaman diliminde ruhlarımız bu yüzden avuçlarımızda bir hüzün yumağı gibi.
