Şeytan insanla ilk karşılaşmasında günahkâr olmuş, suçu nefsinden değil Allah’tan bilerek “beni sen azdırdın” demiş ve huzur-u ilâhiden kovulmuş; ikinci karşılaşmada ise yasak ağacın meyvesinden yenilmesiyle insan günahla tanışmış, “biz kendimize zulmettik” diyerek tövbe etmiş ve affedilmişti. Yani günahı Allah’a yüklemek şeytanın âdeti olmuş böylece, nefsinden bilerek tövbe etmek ise babamızın mirası.
Ama bu tilkinin dört ayağı da yokmuş. “Bu tilki böyle nasıl yaşıyor” diye merak ederken az sonra çalıların arasından ağzında bir tavukla bir aslan çıkmış gelmiş. Aslan tavuğun yarısını tilkiye vermiş, diğer yarısını kendi yemiş ve çekip gitmiş.
Afrikalı köleleri, Arabistan çöllerindeki isimsiz yalın ayaklıları, azgın bir kabile olan Gıfar’dan Ebuzer’i, İran’dan Selman’ı, ucuz köle olarak addedilen Bilal’i sahiplenerek onların köhne çadırlarına, viran kulübelerine gidip, hayatlarının her ayrıntısında yer alan ve her birinin adları yüzyıllar boyu anılacak büyük bir övgüyle söz ettirerek insanlığın gelecek nesline sunan idrak yetim artık!
‘İmam-ı Azam’ olarak bilinen Ebu Hanife’nin bir öğrencisi ders halkasındaki öğrencilerini ders bittikten sonra yapılan evin inşaatına yardımcı olmaları için götürür.
Öyle bir haldeyiz ki; namaz var, oruç var, hac var, umre var, zikir var, ama hak yok, hukuk yok, şefkat yok, merhamet yok, nezaket yok, adalet yok, empati yok!
Artık terazimizin bir kefesinde iddialarımız var, öbür kefesinde gündeliklerimiz. İlkini “görünür olma, beğenilme, takdir toplama” hevesiyle seslendiriyor, ikinciyi ise yaşıyoruz. Ama ilki dilimizin insafını, ikincisi ise hayatımızın hakikatini acıtıyor.
Kur’an’da imgeler, simgeler ve semboller konusuna fransız kimileri Kitab’ı hurafeler, mucizeler ve harikalar diyarına çevirmiş durumda!
Dolayısıyla varlığımız hayata bir anlam katmaz, biz varlığımızın farkına varamazsak hayatın anlamından mahrum oluruz. Zira yaşam dediğimiz süreç “biz olmasak da” zaten başlı başına anlam ifade ediyor.
Kitabullah’ın “kayyum” sıfatının farkındalığını yakalayan insan temizlenmiş ve dirilmiş olarak hayatı yeniden soluklar, yenilenerek doğrulur ve hayatın hakikatle buluşması yolculuğuna bizzat tanıklık eder. Başka hiç bir inanç veya felsefe sisteminde böylesine hem enlemesine hem de boylamasına hayatın her alanına nüfûz eden bir sistem yoktur.
Elim bir hastalığın pençesinde uzun süredir kıvranan yaşlı adam, tıbbın çözümünü bulamadığı hastalığına çare bulunamayınca kendisine olur da ‘bir ümit’, ‘ağzı dualı’ birinin adresini vermiş ve yaşlı adamcağızı bu konuda da ikna etmişler.
