“Bu dünya yalan dünya” diyordu ya eskiler, onlarınki hakikat idi; yalan olan bizimkisi ve hatta yalanın boyutları bile bizim elimizde, kendimiz dâhil her türlü görüntüyü canımızın istediği gibi büyütüp küçültebiliyor, kılıktan kılığa sokabiliyoruz. Çocuklarımız, böyle bir dünyanın içine doğuyor ve hakikat algısını ona göre biçimlendiriyor.
Allah’ım; Bir yaprak gibi rüzgârda titreyen şu ömrümüzü dalından koparmadan hayrınla ve nurunla besle. Dünya dertleriyle ağırlaşan şu gövdemizi senden başka hiç kimseye yaslamayı nasip ve bizi de kimseye yük etme. Yüzümüz olmasa da, ne ellerimizi sana açmaktan, ne de dilimizle senin ismini anmaktan vazgeçmedik biz. Eksikliklerimizi de hatalarımızı da insan yanımıza ver, düşersek elimizden,…
Temel`in en samimi arkadaşı olan İdris, uzun süredir artık kahveye uğramaz olur. Bu duruma fena halde bozulan Temel, bir süre sonra İdris’i evinde ziyarete gider. İdris, evde sürekli kalın kalın kitaplar okumaktadır. Temel heyecanla sorar;
“Camiler bizi bir araya getiremiyorsa kimse cemaat veya tarikatinin büyüklüğü ile övünmesin” demiştim bir vakitler. Ama özellikle din(i)darlar artık bir imkândan ziyade bir imtihan vesilesi olmaya başlayan sosyal medyada vaveyla koparmışlardı.
Allah, kendine karşı işlenen suçlar dahil tüm günahları layık gördüğüne (dilediğine) affedeceğini söylüyor ve O’nun merhametinden başka bir şeyin bu hususta kurtarıcı olmayacağını beyan ediyor, fakat kul hakkı yemeyi (zulmü), hakkı yenene sormadan affetmeyeceğini ısrarla hatırlatıyor. Bu hususta hakkı yenene (mazluma, mağdura) hem dünyada hem ahirette yetki (insiyatif) verdiğini, çünkü hak sahibinin o olduğunu söylüyor.…
Kabul edelim ki yırtıcılığın, bencilliğin ve artık kişisel çıkarların sahne aldığı; bizi biz yapan manevi dinamiklerinden örülü erdemlerin her geçen gün anlamını yitirdiği bir “gösteri” çağında yaşıyoruz ve bu çağın göğsünden süt emen zamanımızın insanı, artık bir gözetim toplumu halinde “seyretmeye ve seyredilmeye” her şeyden çok daha fazla önem veriyor.
Malum bu gece Kitabullah’ın indirildiği ve ayetle sabit olan Kadir Gecesi.Ben, bu gecede “okumadığımız, bilmediğimiz, anlamadığımız ve bunlar yüzden de onunla amil olmadığımız bir kitabın inişini neden kutluyoruz” diye soracağım bu yazımda.
Kulluk, devamlılık ister; onda kesinti olmamalıdır. Yani dünyalık işlerimizde kullandığımız tatil, izin, istirahat gibi unsurlar Allah’a kullukta geçerli değildir.
Ağzımızdan çıkan sözlerin, taraftarlık algısı ile kapıldığımız öfkelerin, içimizi artık ele geçirmiş nefret kültürünün birer “gönüllü” silahşörü haline geldiğinin farkında mısınız bilmiyorum ama son dönemde yaşadığımız iki farklı olayla bir kez daha gördüm ve anladım ki; sığ aklın, düz mantığın, sallama sözün ve cahil cesaretinin, gemi azıya aldığı bir devirdeyiz.
Ama “akıl, irade, adalet ve merhamet” gibi insanı insan yapan kavramlar güneşin buzu eritmesi gibi günden güne eriyor. Yaşadığımız, gördüğümüz, duyduğumuz, şahit olduğumuz her olayla birlikte bu erime daha da hızlanıyor ve biz bu olaylar zinciri içinde hızla tükeniyor, tüketiyoruz.
