Artan şiddet olayları, cinayetler ve ahlaki körlüğümüzün artmasıyla son günlerde özellikle “idam cezası” gibi bir söylemin yine gönül coğrafyamızın burçlarına bayrak diktiğini görüyoruz.
Zaman zaman özellikle dinsel terminoloji bağlamında çok ciddi eleştirilere maruz kalsam da kahir ekseriyette kullanmaya çalıştığım “kucaklayıcı” dilin yarattığı “vedud” halesini görebilmek, bu soğuk iklimde ruhumu ısıtıyor.
Hocam “Büyüklerimizden duyduğumuz kadarıyla eskiye oranla maddi durumlarımız çok iyi olduğu halde, neden ruhlarımız doymuyor” diye sormuştu gençlerimizden biri, bir söyleşi esnasında.
İslam tarihini irdeleyerek Hz Osman’ın halifeliği ile çatırdamaya başlayan ve nihayet Kerbela ile zirveye çıkan “taraf olma”, “politize olma”, “baş olma sevdası” ve “fanatizm”in; bizzat Allah tarafından “âlemlere rahmet olarak” gönderildiği müjdelenen bir peygamberin torunlarını nasıl vahşice katledip yok edebildiğini öğrendiğim günden beri siyasi konular hep aklımın midesini bulandırmayı başardı.
“La ilahe illallah” sözü artık kimseyi öfkelendirmiyor, kimse bu söze kızmıyor. Hatta onu duyan herkes ya tebessüm ediyor ya da bilinçli bilinçsiz bir refleks gösteriyor!Peki neden böyle! Bir tarafta bir söz için birbirini öldüren binlerce insan, öbür tarafta artık salt bir refleks haline gelen bir söz!
Âlemin, tabiatın ve bütün varlıkların dengesini korumak, sadece insanlar arasında, sadece inananlar arasında değil, bütün yaratılmışlar arasında mizanı, dengeyi, ölçüyü, adaleti temin ve tesis etmek ve teminat altına almakla mükellef kılınmıştır insan.
Hacc ritüelinin bize öğrettiği şey; rütbe, tabaka ve kastlardan arınmış; sınıfsız topluma yöneliş ve insanlıkta, yeryüzünde, toplumlarda bunu sağlamak için durmadan çaba, gayret ve yürüyüş halinde olmaktır.
Kendilerine ulaşan ilahi nimetlerin yüceliğince gitgide çetinleşen imtihanlarla sınanan iffet abidesi Meryemlerden, Allah’ın bizzat selam gönderdiği Haticelerden, vefa timsali Fatımalardan, Peygamber’in kördüğümü Aişelerden günümüz Havvalarına ulaşan mesajları okuyarak, mağara yaşamından(!) gökdelenlere uzanan zamanı, bu zamanın bireylere ne kazandırıp ne kaybettirdiğini düşünün.
Sahip olduğun şeyi “veremez” hale gelmişsen onun üzerindeki tasarruf hakkını yitirmişsindir. Çünkü “veremediğin” şey seni almıştır. Sen onu “almış” olsaydın, verebilirdin de.
Bir fetret olmasını umut ettiğim, bunu zaman zaman kavli dualarımda dillendirdiğim, fiili dualarımla da var gücümle temizlemek adına çabaladığım paslı bir iklimden geçiyor ömrümüz. Zira imanla inkarı, İslam’la küfrü, tevhidle şirki, hurafeyle dini, bidatle sünneti, yâkinle zannı, ilimle cehaleti, hakla batılı, gündüzle geceyi, ak ile karayı birbirine karıştıran bir zaman dilimi bu.
