Kötülüğün siyahını bu kadar artırdığı bu paslı iklimde, “faili meçhul” bunca can kırığının üzerinde hangi birimiz kendi parmak izlerimizi görebiliyoruz bilmiyorum ama sanırım bu “görev bilinci” en azından benim cephemde son nefesime kadar sürecek görünüyor.
Kanımca bu dünyadaki değerimiz ve ederimiz yaşadığımız çağın göğsüne ektiğimiz sevgi, merhamet ve adalet kadardır; hiç tanımadığımız birinin acısına kanadığımız kadardır; bir yetimin yüreğine gülümseme olduğumuz kadardır; bir düşmüşe uzattığımız el kadardır; zora kolaylık, dara genişlik olduğumuz kadardır, kaderi kaderimizle kesişen yaratılmışın hayatını hiçbir karşılık beklemeden cennete çevirebildiğimiz kadardır.
Bugün yaptığı işlerin iyi olup olmadığının hesabını vereceği bir günün geleceğini tahkiki bir iman ile bilen insan, o günün sahibinin kendisine nasıl muamele edeceğini bilmeden bu gün ‘iyiyim’ diyebilir mi?
Bir kalem nasıl ki insan beynindeki görünmeyen bilgiyi kâğıda döküp yazılı hale getiriyorsa, iman iddiasındaki her birey de içinde var olduğunu söylediği görünmeyen imanla, hayatın sayfalarına davranışlarıyla sevgiyi, merhameti ve adaleti yazan insandır.
“Ben anası okuma yazma bilmeyen, babası ilkokul mezunu bir dolmuş şoförünün çocuğuyum. Bizi bu yola sokan ebemin, dedemin duası, anamın, babamın gayreti. Babamın iki, üç tane dolmuşu vardı, dolmuşları sattı. ‘Bunlar dolmuşa gider, gözü oraya kayar. Ben bu dolmuşları satayım, onlar okusunlar. İlkokul mezunu ama bunu düşündü, biz okuyalım diye dolmuşu sattırdı. 6 kardeşiz ve…
Bir ağacın köklerinin toprakla bağlarının kesilmesi o ağacı nasıl kütükleştirirse, biz de “bizi biz yapan” kültürel mirastan koptukça insani vasıflarımızı yitirdik ve birer mankurt (bilinçli köle) haline geldik.
Dünyaya, eşyaya, ekonomiye, siyasete, eğitime bakış açısını kapitale odaklı zihinsel ve kültürel kodlarla komple değiştirerek; medeniyet kisvesi adı altında tüketim delisi, bencil ve makinelere teslim insan modelini yaratmayı başaran muktedirlerin ontolojik bir felâket üreterek dünyayı “ilahı para olan” kapitalizmin ruhsuz hegemonyasının pençesine terkettiği bir süreci yaşıyoruz hep birlikte.
