İçimizde ve dışımızdaki tüm İslâm karşıtlarının müslümanların anlayış, hal ve davranışlarını eleştirdiği bir ortamda zaaflarını ortaya koymanın sıkıntılı bir durum oluşturduğunu ve pek çok kişiyi rahatsız ettiğini biliyorum.
Bugün gerek yapışıp kaldığımız ve gerekse de kendimize yapıştırdığımız ekranlar aracılığıyla bize dayatılan “modern akıl” haz ve hız üzerine bina edilen, ayartıcı güçlerin teslim aldığı “çıkar odaklı” bir akıldır. Zira bu akıl “tek dünyalıdır” ve ne varsa “şimdi, hemen, burada” ister. Ayrıca tek dünyalı olduğu için de vaat edilene değil peşin olana endekslidir.
Şeytan insanla ilk karşılaşmasında günahkâr olmuş, suçu nefsinden değil Allah’tan bilerek “beni sen azdırdın” demiş ve huzur-u ilâhiden kovulmuş; ikinci karşılaşmada ise yasak ağacın meyvesinden yenilmesiyle insan günahla tanışmış, “biz kendimize zulmettik” diyerek tövbe etmiş ve affedilmişti. Yani günahı Allah’a yüklemek şeytanın âdeti olmuş böylece, nefsinden bilerek tövbe etmek ise babamızın mirası.
Afrikalı köleleri, Arabistan çöllerindeki isimsiz yalın ayaklıları, azgın bir kabile olan Gıfar’dan Ebuzer’i, İran’dan Selman’ı, ucuz köle olarak addedilen Bilal’i sahiplenerek onların köhne çadırlarına, viran kulübelerine gidip, hayatlarının her ayrıntısında yer alan ve her birinin adları yüzyıllar boyu anılacak büyük bir övgüyle söz ettirerek insanlığın gelecek nesline sunan idrak yetim artık!
Öyle bir haldeyiz ki; namaz var, oruç var, hac var, umre var, zikir var, ama hak yok, hukuk yok, şefkat yok, merhamet yok, nezaket yok, adalet yok, empati yok!
Kur’an’da imgeler, simgeler ve semboller konusuna fransız kimileri Kitab’ı hurafeler, mucizeler ve harikalar diyarına çevirmiş durumda!
Kitabullah’ın “kayyum” sıfatının farkındalığını yakalayan insan temizlenmiş ve dirilmiş olarak hayatı yeniden soluklar, yenilenerek doğrulur ve hayatın hakikatle buluşması yolculuğuna bizzat tanıklık eder. Başka hiç bir inanç veya felsefe sisteminde böylesine hem enlemesine hem de boylamasına hayatın her alanına nüfûz eden bir sistem yoktur.
Bu zaviyeden baktığınızda; pek tabi ki her insan da yaratılışı itibariyle biriciktir ve benzeri olmayan bir varlıktır. Kimi yanlarıyla başkalarına benzese de “kodlanan donanımlarla” onu benzersiz kılan çok fazla yön ve özelliği vardır.
İslam tarihini irdeleyerek Hz. Osman’ın halifeliği ile çatırdamaya başlayan ve nihayet Kerbela ile zirveye çıkan “taraf olma”, “politize olma”, “baş olma sevdası” ve “fanatizm”in; bizzat Allah tarafından “Âlemlere rahmet olarak” gönderildiği müjdelenen bir peygamberin torunlarını nasıl vahşice katledip yok edebildiğini öğrendiğim günden beri siyasi konular hep aklımın midesini bulandırmayı başardı.
“Önce sen” diyerek benliği önceleyen ve bunu en üstün amaç olarak sunan kişisel gelişim kitaplarının yok sattığı ve oluşturulan bu naylon bilinçle toplumsal kabul gören ahlaki kurallarının kişinin bakış açısına indirgendiği bir toplumda “biz” kavramını nasıl inşa edebiliriz, fikri olan var mı?
