Bazıları elimizdeki imkânları ısrarla birer nimet olarak görmek ve göstermek istese de benim zannımca imkânlarımız, bugün yazık ki elimizde birer imtihan vesilesine dönüşmüş durumda. Zira biz varlık imtihanını kaybetmiş fertler olarak, sunulan imkânlarla adım adım bize kodlanan değer ve dinamiklerimizden hızla uzaklaşıyor ve bunun bedeli olarak da zihinsel bir köksüzlük yaşıyoruz.
Ben diyorum ki her fert baş ucuna; “Suçlu benim, herkes suçsuz!” levhasını asmalıdır. Ben diyorum ki yegâne kurtuluşumuz herkesin herkesi affetmesindedir.
Üzerinde tepindiği manevi mirastan bihaber, köklerinden kopan ve bu yüzden de kim olduğunu hatırlayamadığı için bir başkası olan; aynaya baktığı vakit yaklaşık dört asırdır yediği dayaklardan kendisini değil kendisine dayak atanların bıraktığı izleri seyreden; hayatında olan biteni başkasının kelimeleriyle yorumlamaktan aklını, başkasının aklıyla düşünmekten kelimelerini, onların kelimeleriyle konuşmaktan özünü yitiren bir adamın hikâyesi bizim hikayemiz.
Öncelikle her birimize doğuştan gelen rahmani hediyelerle kodlanmış sevgi, merhamet, adalet, iyilik gibi kodların yanı sıra; bir de gölgesi ömürlerimize düşen ailenin, alınan eğitimin, içinde yaşanan toplumun hatta sosyo ekonomik koşulların yüklediği kodlamalar var.
Öyle bir haldeyiz ki; namaz var, oruç var, hac var, umre var, zikir var, ama hak yok, hukuk yok, şefkat yok, merhamet yok, nezaket yok, adalet yok, empati yok!
Kur’an’da imgeler, simgeler ve semboller konusuna fransız kimileri Kitab’ı hurafeler, mucizeler ve harikalar diyarına çevirmiş durumda!
Kitabullah’ın “kayyum” sıfatının farkındalığını yakalayan insan temizlenmiş ve dirilmiş olarak hayatı yeniden soluklar, yenilenerek doğrulur ve hayatın hakikatle buluşması yolculuğuna bizzat tanıklık eder. Başka hiç bir inanç veya felsefe sisteminde böylesine hem enlemesine hem de boylamasına hayatın her alanına nüfûz eden bir sistem yoktur.
Bu zaviyeden baktığınızda; pek tabi ki her insan da yaratılışı itibariyle biriciktir ve benzeri olmayan bir varlıktır. Kimi yanlarıyla başkalarına benzese de “kodlanan donanımlarla” onu benzersiz kılan çok fazla yön ve özelliği vardır.
İslam tarihini irdeleyerek Hz. Osman’ın halifeliği ile çatırdamaya başlayan ve nihayet Kerbela ile zirveye çıkan “taraf olma”, “politize olma”, “baş olma sevdası” ve “fanatizm”in; bizzat Allah tarafından “Âlemlere rahmet olarak” gönderildiği müjdelenen bir peygamberin torunlarını nasıl vahşice katledip yok edebildiğini öğrendiğim günden beri siyasi konular hep aklımın midesini bulandırmayı başardı.
“Önce sen” diyerek benliği önceleyen ve bunu en üstün amaç olarak sunan kişisel gelişim kitaplarının yok sattığı ve oluşturulan bu naylon bilinçle toplumsal kabul gören ahlaki kurallarının kişinin bakış açısına indirgendiği bir toplumda “biz” kavramını nasıl inşa edebiliriz, fikri olan var mı?
